Okumamış olabilirsiniz, zaten çok da kalınca bir kitaptır. Ama Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabını duymamış olma ihtimaliniz çok azdır.
Kaliforniya Üniversitesinde Coğrafya ve Fizyoloji Profesörü olan Jared Diamond’un, 1997 yılında yazdığı kitap çok ses getirmiş, en iyi bilim kitabı, en iyi kurgusal olmayan eser gibi çok sayıda ödül kazanmıştır.
Kitabın orjinal alt başlığı “İnsan Topluluklarının Yazgıları” olmakla birlikte, pek çok dilde “İnsanlığın son 13.000 yıllık kısa hikayesi” adı ile de yayınlanmıştır. Bu kitapta Profesör Diamond, çok sonraları Yuval Noah Harari’nin Sapiens ve Homo Deus kitaplarında yaptığı gibi, insanlık tarihinin bir özetini sunmakla birlikte, ondan farklı olarak Avrasya halklarının, ahlaki ve genetik bir üstünlük sebebi ile dünyaya hükmetmesi fikrini reddederek, konuyu tarım ekseninde kronolojik bir hizaya sokar. İnsan toplulukları arasındaki güç farkının çevresel bir takım etmenlere dayandığını savunur ve listenin başına elbette coğrafyayı koyar.
Güç dağılımındaki dengesizliğin, buzul çağından sonra tarımın erken geliştiği toplumların, pek çok açıdan oyuna önce başlamalarına bağlayan Jared Diamond, tarihin seyrini değiştiren dört önemli faktör olduğunu söylüyor.
- Potansiyel tahıllar ve ehlileştirilebilen hayvanların çokluğu
- Tarımın yayılmasına yön veren kıta ekseni dağılımı
- Kıtalar arasında bilginin taşınma süreçleri
- Nüfus
Bir başka blog yazımızda da dünyanın başından itibaren savaşların sebeplerini kaynaklar olduğunu sıralarken, tarımdan zaten bahsetmiştik. Çok garip değil mi? Aradan binlerce yıl geçti ve tarım yine savaşların sebebi…
İnsanoğlu var oldukça, güç erkleri dahil herkes, her zaman yemek yemek zorunda ve dolayısı ile toprağa bağımlı. Belki sadece birkaç yüz yıl daha olsa, uzaydan bir yerlerden getirdiğimiz inorganik yapı taşlarını birleştirerek, organik besin ihtiyacımızı gerçekten Jetgiller çizgi filminde olduğu gibi haplar ile karşılamaya başlayabiliriz. O zaman bile bağırsaklarımızın birbirine yapışmaması için, içine en azından bir dolgu maddesi ihtiyacımız doğacaktır. Yani tarım, her zaman önemini koruyacak ve nüfus arttıkça tarımın önemi daha da artacak demekten bile çekiniyorum, klişe bir cümle ile cânım kitap özeti yazımı mahvetmemek için.
Kitabın ismindeki Tüfek, Mikrop ve Çelik, sırası ile tarımla uğraşan toplulukların, diğerlerini ele geçirmesi, sayıca üstün olmasa da silahla üstün gelmesi, yani Tüfek anahtar kelimesi ile başlıyor. Artık tüfeğin çok daha gelişmiş silah teknolojilerine yerini bıraktığı yerde, en teknolojik traktörlerin bile arkasına takılan pullardan birine ya da biçerdöverin ön kısmına hala Orak denmesi, adeta tarımın “ben buradayım, adımla, gücümle, gelişmiş teknolojilere rağmen gelişmiş önemimle bana muhtaçsınız” demesi gibi..
Silahınız ne kadar gelişmiş olursa olsun, kim kimi fethederse etsin, günün sonunda dönüp dolaşıp bana muhtaçsınız diyor toprak. Ama biz ona kafa tutmaya ve üzerine beton dökmeye devam ediyoruz elbette. Nüfus daha da arttığında bakalım kapalı alanlardaki dikey tarım ya da jetgillerin hapları bizi kurtarabilecek mi?
Felaket tellallığı yapmayı sevmiyorum aslında ama nedense yazılarımda bu atarlı giderli tavırları da engelleyemiyorum. Yazının bu noktasında biraz sakinleştirici müzikler dinlesem iyi olacak sanırım.
Kitaba ve yazıya geri döndüğümüzde kaldığımız yerin, Mikrop olduğunu hatırladım. Kitapta Avrasya kökenli halkların bağışıklık kazandığı hastalıkları ile Amerika gibi yeni kıtalarda bu hastalıklara bağışıklığı olmayan zavallı yerli halkları nasıl hasta ettiklerini ve yok olmalarına neden olduğunu anlatıyor. Peki şimdi mikrop deyince aklınıza ne geliyor? Korona? GDO? Tarım ilaçları? Sanırım bu taktik artık daha bilinçli olarak, çok daha büyük etki ve acımasızlıkla devam ediyor ve bu sebeple yazının başlığında Mikrop kelimesini olduğu gibi bırakmak, en azından bu kötülüğün büyüklüğüne şapka çıkartmak için gerekli…
Son olarak merkezi hükümetlerin askeri birlikleri desteklemesi ve savaşların büyümesi başlığı, yani Çelik, artık merkezi hükümetlerin, çok daha büyük çelikler içeren silahlarının yanında, en az askeri unsurlar kadar, tarımsal unsurları da desteklemesi gerekliliği, açlık ve küresel iklim krizi ile çok daha acımasız hale gelecek olan gıda krizlerini referans alarak çeltik olarak değişiyor yazımızda. Elbette biraz da çağrışımı bozmamak için çeltik, yoksa biz de biliriz burada buğday ya da patates demesini…
Peki bunca yıl sonra, artan nüfuslar, değişen sınırlar, teknolojiler ve bilgiye rağmen, değişmeyen o toprağa muhtaç organik yapımız, ne zaman toprağa, su ve hava ile birlikte her şeyden büyük önem vermemiz gerektiğini bize öğretecek?
Ülkelerin kendi kendine yetmesinin bu kadar kritik bir hal aldığı dönemde, siz kendi kendinize yetiyor musunuz? Yine bir tüfek, çelik ya da mikrop ile ülke kaynakları krize sokulduğunda, en azından kendinize yetecek kadar bir araziniz ve bu araziyi işleyecek bilginiz var mı gerçekten? Yoksa paranızın tüm bunlardan üstün olacağına mı güveniyorsunuz?
Kavimler göçü tek tek gidildiğinde kavimler göçü olduğu hissedilmiyor. Evet evet, Avrupaya ve daha gelişmiş ülkelere giden kavmimizi kastediyorum. Siz de gidecek misiniz? Peki orada sizi doyuracağının garantisi var mı başkaları tarafından çizilmiş ya da fethedilmiş toprakların sahipleri tarafından?
Gelin işi biraz daha garantiye almak için kollektif olarak çalışalım…
Tarla ve insan kaynaklarımızı etkili kullanalım.
İşin bir ucundan birlikte tutalım.
İhtiyacınız olan bilgi bizde,
Muhtaç olduğunuz kudretin de nerede olduğunu biliyorsunuz…
Görüşmek üzere!
